Zeynebru – gezi yazıları

En değerli an, yaşadığım andır… Nasip olduğum değerlerden kısa hatıralar…

Taşkent’ten İzlenimler

29 Nisan 2015

Taşkent gezimize öğle yemeği ile başladık 🙂 Yolculukların olmazsa olmazı yemekler. Gerçekten de gezip gördüğümüz kadar, yemek kültürleri de özel bir yer bırakıyor hatıralarımızda.

Özbek kültüründe etli yemekler ön planda. Hemen hemen her yemekte, çorbada et var. Sıvıyağ çok nadir tüketiliyor, salatalarda vs. Yemeklerde et yağı kullanılıyor. Gezimizin en başında rehberimiz özellikle uyardı: Yemekler yağlı, yemek ortasında su içerseniz kesinlikle sindirim sisteminizi bozarsınız, özellikle de Buhara tarafında. Sebebini ise tam bilemiyorlar ancak su içince et yağı parça parça donacağı için sindirim sistemini bozuyor diye düşünüyorlar.

Servis ve hizmet çok güzel, yemekler de lezzetliydi. Hem görsel hem de lezzet olarak hoşumuza giden yuvarlak ekmekleri ve porselen kasede yeşil çay ikramı ile tanıştık.

Bir süre sonra ise ciddi anlamda Türk çayı ihtiyacı hissetmeye başladık ve yemeklerde yanımıza poşet çay alarak geleneksel lezzetimize döndük. Siyah çaydan vazgeçemem diyenlere poşet çayını yanında götürmelerini tavsiye ederim. Yapmanız gereken tek şey, porselen demlikte yanınızda demlemeye bırakılan yeşil çay yerine sadece sıcak su istemek.

20150429_152236 taşkent ekmek

20150429_151758 yeşil çayVe bir de gezi boyunca tüm yemeklerimizin ortak lezzetleri olan salatalardaki taze kişniş – ki lezzeti bize çok ağır geldi, yemekte zorlandık .

20150429_153939 taşkent yemek

Yemeklerinde acı yok, pul biber yok. Hatta ülkede pul biber yok herhalde. Böylece yemeğin gerçek lezzetini alabiliyorsunuz. Çorbaları ise bizdeki gibi kıvamlı değil. Bir çorbasever olarak ben çok beğendim.

20150429_15224020150430_124458 özbek çorbası

Salatalardaki taze kişniş lezzeti alışkın olmayana ağır gelebilir. Biz gezinin son gün rehberimize bahsettiğimizde, keşke daha önce söyleseydiniz, yemekleri ona göre hazırlatırdık dedi. Neyse ki, son akşam yemeğimizi kişnişsiz yedik. Hizmette sınır yok. Gerçekten bizi memnun etmek için ellerinden geleni yaptılar ve biz de memnun kaldık. Gezi baştan sona organize edilmişti. Her yemekte farklı bir yöresel yemek ana yemek olarak sunuldu.

Özbekistan’da meyve ile suyu karıştırınca da mideyi bozduğu söyleniyor.

Yemeğin ardından gezimize başlıyoruz.

Taşkent’in kuruluşu i.ö. 2.yy a kadar dayanıyor. Büyük ipek yolu üzerindeki en önemli yerleşim yerlerinden biri. İlk dönemlerden beri zengin bir iş merkezi olduğundan büyük mimari yapılar, kervansaraylar ve camiler ve medreseler bulunmakta. Eski şehrin içinde 10 civarında medresenin kalıntısına rastlanmış. Tarihte çeşitli dönemlerde başkentlik yapmış, Sovyet Rusya zamanında ise birliğin 4. Büyük şehriymiş. Ancak 1917 yılındaki devrim ve 1966 yılındaki büyük depremde tarihi yapılar büyük tahribata uğramış, sonrasında ise restore edilmişler.

İlk olarak HZ. İMAM MEYDANI’na gidiyoruz. Burası “Taşkent’in Kutsal Kalbi” olarak da adlandırılıyor. Meydan çok geniş, tüm yapıları topluca fotoğraflamak mümkün olamadı.

20150429_131830 HZ İMAM MEYDANI

Sağda 16-17.yy BARAK HAN MEDRESESİ var.

20150429_131339 BARAK HAN

Medrese çeşitli dönemlerde yapılmış yapılardan oluşuyor. Gezimizdeki hemen tüm medreselerde göreceğimiz yerleşim düzeni aynı. Önce devasa bir çinili nakışlı ana kapıdan orta avluya giriliyor.

Taş olmadığından yapıların hepsi pişmiş tuğladan yapılmış. Süslemeler ise İran’dakilere benziyor. Sebebi ise mimarların çoğunun İran’da gelmesi. Kapı üzerinde Arapça Kur’an, kenarlarında ise kûfi yazısıyla Allah yazıyor.

Rusların gelmesiyle büyük medrese ve camilerin çoğu bozulmuş. Bugün medreselerin sadece 5 tanesi İslam koleji olarak hizmet veriyor. Kalanları ise müze veya sanatçıların çalışmalarını sürdürdükleri mekanlar.

20150429_131915 BARAK HAN

3 tarafı ise ders odalarının kapılarının avluya açıldığı bir veya en fazla 2 katlı medrese binası ile çevrili.

20150429_131648 barak han

Günümüzde bu odalarda devlet tarafından seçilmiş, alanlarında önde gelen el sanatçıları çalışmalarını devam ettiriyor, bir yandan da satış yapılıyor. Burası ayrıca Özbekistan Müftülüğünün de idari merkezi.

20150429_140024 BARAK HAN

Bu güzel el işçiliği nakışlı kutularla da ilk burada karşılaşıyoruz. Özbekistan’dan alınabilecek en güzel hatıralardan. Gezi boyunca pek çok yerde karşımıza çıkan bu kutulardan Buhara’da aldık.

   20150429_135239 BARAK HAN

Barak han medresesinin tam karşısında TİLLA ŞEYH cami yer alıyor. Bu cami de aynı dönemlerde yapılmış olup, günümüzde şehrin “Baş Cuma Camii” olarak kullanılıyor.

20150429_141053 tilla kari

Özbekistan’da 3 tür cami var: Bayram Cami, Cuma Cami, Mahalli Cami(5 vakit namaz kılınan). Meydandaki küçük Bayram Camisinde günümüze İslam Enstitüsünde eğitim gören küçükler namaz kılıyor.

Cami avlusu içinde çok güzel bir eski kütüphane var (fotoğrafta önde görünen tek kubbeli yapı). Buradaki en önemli eser ise Hz. Osman döneminde yazılan Kuran-ı Kerim olup, dünyanın en eski orijinal Kuran’ı olduğu söylenmektedir.  7.yy dan kalma 7 Kuran-ı Kerim olduğu belirtilmekte ancak bunlardan dördünün yeri biliniyor: Özbekistan’da, İstanbul-Topkapı Sarayı’nda, Kahire’de, İngiltere-British Museum’da .

Buradaki Kuran-ı Kerim 63×52 cm boyutlarında, ceylan derisi üzerine kûfi yazıyla yazılmış. Mevcutların içinde en kalın olanı. İlk rivayet göre; 9.yy da Muhammed Keffal Şaşi Kûfe’den getirmiştir. Diğer bir rivayete göre ise 14.yy da Timur  Irak’ta bulup Semerkand’a getirmiş (o dönemde Semerkand başkent. Sonrasında Ruslar Taşkent’i başkent yapmışlar), işgal döneminde ise Ruslar alıp St.Petersburg’a götürüyor, kopyalarını yapıp dağıtıyorlar.  Özbekler 1925 te geri istiyorlar ve Sovyetler tren ile gönderiyorlar.

Topkapı müzesindeki nüshalar ise daha sonraki döneme ait, ölçüsü farklı ve kenarlarında süsü var. Bu sebeple en eskisinin buradaki olduğu söyleniyor. Sayfaların sadece %30’u mevcut, diğer sayfaları ise kayıp.  İçeride fotoğraf çekmek yasak ancak tahmin edileceği gibi çıkışta “yasaktı ama ben çaktırmadan çektim” diyen vatandaşlarımız da vardı.

Meydanın kuzeyinde EBUBEKİR MUHAMMED KEFFAL ŞAŞİ TÜRBESİ var (kefal: anahtarcı, şaşi: Taşkent).

20150429_141725 keffal şaşi Bu zat, yerel bir doktor, filozof ve şair olup 904-979 yılları arasında yaşamış. Ancak türbesi 16.yy eseri. Giriş kapısı diğer türbelerden farklı olarak kıbleye değil, kuzeye bakıyor. Yoğun kar yağışından giriş kapanmasın diye bu şekilde yapılmış. Eskiden burada büyük bir mezarlık varmış. Dış giriş kapısı giren kişilerin saygıdan eğilmesi için kısa yapılmış. Türbe içerisinde dervişler için çilehaneler var. İçeride başka zatların kabirleri de var deniyor.

Özbekistanda mezheplerinde sufilik de varmış. Kalenderiye tarikatı da orta asya’da çok yaygın.

1917den sonra Bolşevik yönetimi 1986 ya kadar. Ateizm, din yok, dini binalar yerle bir edilmiş.20150429_141656 keffal şaşi yolunda

Türbenin karşısında eski NAMAZGAH CAMİ bulunuyor. Günümüzde İMAM İSMAİL EL BUHARİ İSLAM ENSTİTÜSÜ olarak hizmet vermekte. Kuran ve İslami ilimler öğretiliyor. Alimler burada yetiştiriliyor. Eski bayram camisinde burada okuyan çocuklar namaz kılıyor.

Meydanın arka tarafında 2007 yılında yapılan MAHALLİ CAMİ var. 52 metrelik 2 büyük minaresi var. Eski eserlere uyumlu olması için aynı dizayn ile yapılmış. Özbekistan’da minareler camilere bitişik değil. Orta yere ayrıca inşa ediliyorlar. Camideki dışındaki sütunlarda ve kapılardaki ahşap işçiliği de ayrıca güzeldi.

20150429_144216 mahalli cami giriş 20150429_144724 mahalli camii minare 20150429_144412 mahalli camii

KÖKELDAŞ MEDRESESİ 16 yy eseri. Kukeldaş Türkçe süt kardeş anlamına geliyor. Taşkent’in en zenginlerinden biri 2 katlı medrese olarak yaptırmış. 17 yy da İran saldırılarında değiştirilip bozuluyor. 18-19 yy da tamir ediliyor. Bolşevik döneminde ise çok kötü durumdaymış. Yeni restore edilmiş.

20150429_163725 taşkent kökeldaş medresesi

Süslemesinde swastika sembolü kullanılmış. Giriş kapısının sağında var. Bu sembol İ.ö. 3000 yıllarındaki  orta asyadan başlayan ari ırk göçünün bir kolunun Hindistan, bir kolunun Avrupa tarafına gitmesiyle farklı coğrafyalarda ortak kullanılan çok eski bir semboldür.

20150429_171638 taşkent kökeldaş medresesi

7 yy öncesi Zerdüştlük (ateşperestlik) vardı ve etkileri hala devam ediyor. Türbeye girerken yanındaki bir kovuğa ateş getiriyorlar.

Birer tanesi Taşket’te, birer tanesi de Buharada olmak üzere 2 kız, 2 de erkek koleji açılmış İslami eğitim için. Buralara medrese diyorlar, 4 yıllık eğitim veriliyor.

Burada 200 öğrencinin eğitim gördüğü İslam koleji var. 3 senelik eğitimden sonra çalışmaya başlıyorlar veya 1999 da açılan İslam Üniversitesine devam ediyorlar.

Dini eğitim devlet kontrolü altında, tarikatlara sıcak bakılmıyor. Aslında ilk bağımsızlık yıllarında din tamamen serbest bırakılmış ama her ideoloji kendi nüfuz alanını oluşturmaya çalışınca ve iş suikast girişimine kadar varınca yasaklanmış. Laiklik var, örtünme devlet dairelerinde yasak. Eski Türkiye gibi, kadınlara özgürlük çığırtkanlığı yapanlar güçlerini kadınların özgür yaşamları üzerinde tahakküm oluşturarak gösteriyorlar, dini engellemek isteyenlerin ilk icraatı kadınların örtünmelerini yasaklamak oluyor.

Kökeldaş medresesi kapalıydı, giremedik. Sağında eski camilerin üzerine yapılan HACE UBEYDULLAH AHRAR cami var, namazı burada kılıyoruz. Bahçesinde yeni yapılmış tuvaletler var ancak bayanlar için abdest yeri yok.

20150429_164507 hace ubeydullah ahrar

Bu arada, ziyaretler arasında otobüste rehberimiz günlük hayatla ilgili de pek çok bilgi paylaşıyor. Taşkentte 3 odalı bir ev 200.000 usd civarında.

Elma(2$), portakal(2,5$), muz, kivi dışında her şey yetişiyor. Bunlar ithal olduğundan pahalıymış. Buna rağmen akşam ikramlarında da bu meyveleri servis ettiler.

Kavun karpuz çölde yetişiyor, çok da lezzetli olduğu söyleniyor. Biz mevsiminde değildik, tatmadık. Kavun 1 metre, karpuz 50 cm kadar uzayabiliyor. Çölde yantak otu denen bir çöl otu var. Bu bitkinin kökü 1,5 – 2 metre derinliğe kadar uzanabiliyor. Bu otu kesip ortasına meyvenin tohumunu koyuyorlar, böylece derindeki suyu kullanmış oluyorlar.

Sıcaklık yazın 50 dereceye kadar çıkabiliyor, kışın ise -30, -35 e kadar inebiliyor. Karasal iklim.

Otobüsle Ahrar kanalından geçince AZATLIK MEYDANI’nı görüyoruz. Çok büyük, ağaçlık bir alan. Sovyet döneminde burada Lenin heykeli varmış, kızıl meydan deniyormuş.

400.000 özbek 2.dünya savaşında hayatını kaybetmiş, bunun anısına 9 Mayıs hatıra günü olarak anılıyor.

Geçerken ünlü Broadway caddesini görüyoruz, kafeler vs. var. Sağda ALİ ŞİR NEVAİ OPERA BALE TİYATRO binasını görüyoruz.

Sovyet dönemi çevre politikası büyük ağaçlar-büyük bahçeler. Zamanında her yere çınarlar dikilmiş, şimdi her biri dev ağaçlar ama sonbaharda yapraklarını döktüğünden çevre temizliği açısından sorun olarak görülmüşler ve bugün yerlerini yavaş yavaş Çin’den getirilen ufak ağaçlara bırakıyorlar.

1968 de çok büyük bir deprem olmuş. Çoğu kerpiç, tek kat olan Taşkent’in %80 i yıkılmış. Sovyet yönetimi 15 birleşik devletten işçi toplayıp Takşent’i baştan inşa etmiş, çok katlı geniş binalar yapmış. Ancak oldukça çirkin, estetikten uzak yapılar. Şimdi onlar da yerlerini yeni yapılara bırakıyorlar.

Epeyce yer gezdik ancak ne yazık ki ünlü Taşkent metrosunu göremedik. O da birdahaki sefere nasipse.

Akşam yemeğinde açık hava restoranı diyebileceğimiz Taşent’in ünlü mekanı Sultan’a gittik. Her davet grubuna özel bölümlerden oluşuyor.

Yarın Semerkand’ı gezeceğiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

Bilgi

This entry was posted on 31 Mayıs 2015 by in Özbekistan - Uzbekistan and tagged , .

Dolaşım

%d blogcu bunu beğendi: